Nevrotik Paraleldeki Çocukluk

Hayal kırıklığı yaşayanlar nevrotik bir hastalığa yakalanır. Bunu ben demiyorum ne haddime ki. Ben belki, kime ne kadar değer vereceğimi, kimi ne kadar seveceğimi bilemem ama haddimi bilirim dostlar. Ki hadsizlik yapanlardan da hiç haz etmem…

Hayal nedir ? Kırgınlık nedir ? Hastalık nedir ?

Soruları sorup satır başına geçmeyi severim. Düzensizlik oluşturuyor belki her eklediğim, her harf bu kitapta. Ancak okudukça benim düzenimi, asıl düzensizliğin içinde fark ediyorsun. Neyse işte “Agnostik Adam Soruları ve Cevapları” hep var ve var olmaya devam da edecek.

“Hayal nedir?” ile başlayalım. Hayal senin hep istediğin, gece kafanı yastığa koyduktan sonra, gözlerine inen göz kapağının ağırlığıyla full hd canlanan ve düşüncesinin bile heyecanlandırdığı şeydir kanımca. Hayalleri küçük ve basit onlan insanlar demeyeceğim ne haddime! Fakat ! Hayaller yaşayan, ölümlü ya da mümkün olan bir şey olmaz yani olmamalı. Tabi o hayali taşıyacak gücünüz varsa. Yıldızlara gitmeyi de tabi hayal olarak isteyebilir ve düşünebilirsin. Seni mutlu ediyorsa lütfen yana bırak okuduğun şeyi ve uzun süre canlandır gözünde hayalini. Pek zamanımız olmuyor aslında kendi hayallerimizi düşünebilmek için.

Şimdi zaman verdim işte sana. Lütfen o’na git, ortamını biraz tat. Havasını solu ve bırak teninde dans etsin rüzgar…


Nasıldı ? Güzel miydi ? Elbette güzeldi. Çünkü senin hayalin ve seni özlemişti. Milyon ve milyar paralel, üçgen evren varken senin, seninle aynı anda aynı yere giden paralelin sana küser.

İnsan komşusu olan kendine arada da olsa selam vermez mi? Hey ! Tamam sıkıntı yok. Çocuk gibidir hayallerimiz, aslında çocukluğumuzda kalmıştır o. Ama çocuklar sadece küser. Bir gülen yüzünle sana öyle koşar ki. O sana koşarken kendine kızarsın…

Geldi mi? Geldiii. Hayallerin onu ilk kurduğun andan, alırlar enerjilerini. Dünden… Yanındaki dününse eğer, hala sıcak enerjin ve hala yakınsın ona. Şuraya, buraya gitmek gezmek değildir çocuğun hayali. En yeni ayakkabıları olsun ister hep, en büyük kola şişesinden kola içmek ister. Hep ama hep fazlasını ister. Bir tane olsa kendisi giyer ya da içer elbet. O sayı arttıkça arkadaşlarıyla paylaşır çocuk. İşte bu yüzden sadece 23 Nisan’da değil de, hergün çocukların olmalı dünya !

Bir kelebeğin kanat çırpması… O kelebek sen isen yüreklerde fırtınalar oluşturabilir işte. Buna kelebek etkisi der büyük abiler. Ben ise insan…etkisi diyorum. Çocukların enerjisi hiç bitmez eğer arada paralele atlayıp özlemini giderirsen, bütün enerjisiyle seni destekler. Hayaller hep çocuktur ve hayalleri hala sıcak olanlar da hep çocuk.

 Kırılganlık nedir peki ? Beklemediğin bir sonuç seni kırabilir. Ancak o sonucun beklemediğin gibi çıkması için, öncelikle o şeye değer vermeli ve bir  emek harcamalısın. Değersiz, emeksiz olan hiçbir şey sende kırılganlık yaratmaz mesela. Değer vermeyi ve emeğini esirgemeyi biliyorsan tam bir kerizsin. Yani diğer insanlar öyle derler. Ancak değer ve emek seni sen yapan şeydir, ki sende insanım diyorsan.

İnsanı, insan yapan değerler vardır. Değerlerin de dolaylı ya da dolaysız vergileri mevcuttur mesela. KDV’si, ÖTV’si, TRT payı. Eğer bunlar nerede diye aklına soru gelirse de, hepsi içinde.

Neyse büyük düşünelim biz. Siz kırıldığınızda neler yapıyorsunuz? Yakar, yıkar hatta üzerinden bile geçmek istersiniz belki. Peki paralelinizde, peki ya o çocuk ? O bilmezki kırılmak, kin beslemek, ego yapmak nedir? O sadece ‘küser’. İşte paralel hayatın da lastiği orada patlar ve çocuklar sadece küser. Ama ileride, kapının yanında, arka sokakta hep gelmeni bekler. Ellerini birleştirip göğsünde kitler ve önüne bakar. Kaçıramaz yüreğini belki ama gözlerini kaçırır işte. O da bilir ki göz göze geldiğinde affedecek her şeyi ve koşacak, ancak çocuk küs işte. O esnada seninle yaptığı oyunları, geçirdiği zamanları düşler. Yarın seninle oynayamayacağı düşüncesi, onu yer bitirir. Biraz zorlamaya devam etsen ağlar mesela.

Çocuklar sadece canları yandığı için ağlamaz, küstüklerine de ağlar. Ki çocuklar kişiler falan da küsmez. Çocuklar duygulara ve o anın büyüsüne küser. Sen “-Gel…” desen gelir ama o küstüğü duyguyla barıştırmazsan onu, o kendi kendine barışamaz. Kafası dik ve gururludur çocukların.

Sonra ? Hiç’bir’şey yokken insan ağlar mı ? Evet. Çünkü bazen öyle bir dokunuş, öyle bir bakış o’nun küstüğü şeydir. Yani büyüyünce kırıldığına değil, çocukken küstüğüne ağlarsın aslında.

Hastalık peki ? Bak o çok başka bir şey. Olmaması gereken şeyin artık vücudunda olması ya da olmaması gereken şeyin artık olmaması belki de yetersiz kalmasıdır. Yani hazırlıklı değilsen, eksiksen, fazlasıyla gerekli ya da gereksiz doluysan hastasın. Hayat hengamesi şöylesi, böylesi derken bir bakmışsın ki kendini eksik, fazla ya da yetersiz bulmuşsun. İşte dikine gidersen de olacağı bu aziz dostum. Bazılarının altından, bazılarının üstünden ve yine bazılarının sağından, dolundan geçeceksin . Yok değilse bütün engel ve engellemelere takılarak gidersin. Gider misin ? Gidersin ama Can Yücel misali” Seke seke geldin, sike sike gidersin!”Enerjin varsa ve hastalıktan da ölmediysen gidersin işte seve seve.

Araçların yan aynalarından geriyi görürsün. Paralelini görmek içinse kafanı yana çevirmelisin. Baktın parapelinin elleri ve yüzü çamurlu mu ? Yırtılmış mı sol dizi pantolonunun ? Kaleci yapmışlardı belkide onu küçükken. Uçmak lazım diye, uzansa tutacağı toplar için bile kendini atmıştı belki yerlere. O çocuk yorulacak, kirlenecek, yırtacak ve böylelikle öğrenecek. Eğer ki bu dediklerim varsa korkma o paralelindeki çocuktan. İşte bu gördüklerin sayesinde daha dirençli hastalıklara karşı.

Başka bir pencereden de bakarsan, sadece fizyolojik olmaz bazı yaralar ve içini kemiren hastalıklar.

Sizlerin de bazı yerlerde gücünüzün yetmediği yerler elbet olmuştur çocukluğunuzda. Her şeye gücünüzün yetmemesi doğal ve yaşınız gereği öğrenmeniz gereken bir deneyim. Peki gücünün yetmediği yerde güçlü, hani o “Benim babam senin babanı döver!” dediği babası. Herkesin babasını döver sanıpta sadece kendini ve annesini…

İşte gücü yetmez eksik kalır bazen ve fazla gelir büyüme isteği. Aynı zamanda da eksik kalır koruyucusu bellediği baba profili. Psikolojik enkaz içinde olan paraleline bazen dokunamazsın mesela ve yorum yapman bile mevzu bahis değildir. Değildir işte…

Peki şu “Hayal kırıklığı yaşayanlar, nevrotik bir hastalığa yakalanır.” Olayına gelirsek. Paralel dokunuşlarımız azalmışsa, yalnız ve oracıkta, güçsüzlüğünün yetersizliğini yaşamaya mahrum bıraktıysak biz hasta oluruz. Paralelimiz iyisiyle kötüsüyle bizimdir. Onu boş vermişliğimiz kadar hasta oluruz işte.

Yaşadığımız fizyolojik hastalıkların temelinde de aslında paralelimizin etkisi yatsınamaz. Kendi paralelimize sahip çıkmalıyız. Biz paralelimizle barışık ve onunla zaman zaman vakit geçirirsek, o kadar onun yaralarını sarar ve yanında olduğumuzu hissettiririz. Size de hep yanındayım diyenler, boğulurken ki hayat çığlıklarımızı ve el hareketlerimizi onları alkışlamak olduğunu zannederler. Can çekişmenizi öyle güzel izlerler ki. Benim izlediler, izliyorlar ve izleyeceklerde mesela buna adım kadar eminim. Sen söyleme ama o çocuğa. OL… Çünkü o yaralarını seninle sardıkça, sen onun taze ve hep ışık olan enerjisini alacaksın. Sonra sen de fark edeceksin ki artık, çocuk’ça yöntemlerle oyun’muşçasına üstünden geliyorsun problemlerin..

Seninle olan küskünlüğünü git konuş onunla. O seni hep dinler. Hayallerinin ne olduğunu anlatır mesela sana ve ısrarcı da olur onun enerjisini alman için. Eğer ki o’nun bütün küstüm’lerini dinler ve çözersen.

Dostum…

Bu kelimeyi uzun süredir duymadı mesela kulaklarım. Şuan sizlere yazarken de bir hoş oldum ancak size böyle hitap etmek isterim. Gerçek dostlar. Ben kendi beyninin içindeki dünyada yaşayan biriyim. Tek başıma beyaz yakalıyım belki şuan, ama o çocuk hiç paralelimde yanlız yaşamadı. Yani ben sizin görüp yaşadığınız hayatın paralelinde yaşıyorum aslında, onunla birlikte. Belki de o yüzden anlaşamıyorum, aynı dili konuşuyor olsam bile insanlarla. Düştükçe daha dik kalkıyorum ! Acımadı ki diyip tekrar koşuyorum. Yan mahalle maçı olunca hala kaçıp kaçıp gidiyorum, bu insanların arasından.

Sizin evreninizin paraleliyse benim evrenim. Sizin geriye ket vurduğunuz her şeyde daha da azimle üstüne gidiyorum. Ben yılmadım, yılmam da. Senin de senin paraleline artık kafanı çevirip bakmanı rica ediyorum. Sen yaparsan, biz oluruz. Biz ise bunu başarabiliriz. Bir başka dünya münkün değil inan buna. Ama paraleller hep vardı. Uzaktan varız diyenler gibi de değil. Kafanı çevirip emek verdiğinde martın sonu bahar olur…

Agnostik Adam.-

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir