Bilgi Truvası

Soğuk bir kış gününden otobüs beklediğim bir gün yine. Yok yani yetmez mi beklemeler ve o beklemelerin sonunda da boş bir gün. Ulan yaptığım işi ben evden yapabilirim. Hatta daha yararlı olurum. Boxerla iş yapmanın rahatlığı nerede ki. Ayrıca geliş gidiş zaman kaybı, beklemeleri söylemiyorum bile.

Bende diğerleri gibi bastırılmış duygularımı içimde patlatıyorum. Evet takım elbise giydiğim zamanlarda inadına içime boxer giymiyorum.

Ben sisteme karşıyım genelim bu yani fabrika ayarlarım böyle. Zaten fabrika ayardır gidiyor millet, bende  hatalı üretim olduğum için sanırım her olayda başka başka kafalar yaşıyorum. Neyse işte ya hepsi hepsi otobüste durakta otobüs bekliyorum.

Karşıdan bir çocuk geliyor. Fakat gelmiyor sanki fethe koşuyor velet. Kıpır kıpır, çamur ve su birinkintileri üzerinde dans ederek bomboş yolu, dolu dolu kaplıyopr hakkıyla  dolduruyor. Çamurlu bir mahalle var bizim karşıda, yolları hala yapılmamış.

Aha beni gördü. Ve sıçtık. Ne demiştim ben, “Eğer ki büyük harfle başlıyorsa ‘ve’ işte o, problem.”…detay…

Neyse işte bu afacan zıp zıp derken geldi yanıma.

“-Merhaba.” dedi hemen.

“-Tanışıyor muyuz lan velet? Ben takım elbise giymiş büyük bir adamım ne haddine merhaba demek  diyemedim tabi gözlerinin içi gülüyor maşallah.” Bende gülmek zorunda hissettim. Gülerek de “- Merhaba.” dedim.

Sanki o iftarı bekleyen adamın,imamın sesini duyması kadar doluydu. Saydırmaya başladı ağız dolusu.

“-Bu devlette vergi alıyor ama yol yapmıyor ha.Zaten ben ileride büyük adam olacağım.Ya mafya gibi mafya ya da adam gibi adam yaz bunu bir kenara abi.”dedi.

Hızına yetişemiyorum da diyemedim.

“-Tamam abicim” diyebildim.

Sonra o devam etti. Sanki onay bekliyordu işte.

“-Bak ben küçüğüm ama büyük gibi düşünüyorum abi. Çok büyük. Sonu gelmeyecek bu haksızlıkların. Bu üzüyor beni kamçılıyor da aynı zamanda abi. dedi.

Sağ dudağım havada baktım ona .

“-Eee?” dedim

 Daha en fazla 9 yaşındasın ne yaşamış olabilirsin, der gibi tavırla baktım.

Gözlerini kısıp baktı bana ama başka bir çocuk oldu o an.

“-Özür dilerim çocuk adam.”dedim.

“-Abi dedim ama yaşına saygımdan ha. Yoksa abimin tırnağı olamazsın sen.” dedi.

Gözlerimi açtım baktım “Ne yani?” demeye kalmadan.

-Bak küçük abi. Ben 8 yaşındayım 3e gidiyorum. Zeki olduğumu söyleyen olmadı bana ama çok yaramaz olduğum hep söyleniliyor. Neyse ki ben kendimi biliyorum. 10 yıl sonraya mektup yazdın mı sen? Ben yazdım. Sana dediğim laf da yazıyor içinde. Adam gibi adam yada mafya gibi mafya.Büyük olcam ben büyük. Sende pişman olduğun ne varsa onların hepsini yapacağım işte ! Ama sen yapamamışsın belli ,ki bak  hala karşımda takım elbiseli bir şekilde ve sabahın köründe sende araba bekliyorsun…”

“Ama şey içimde boxer yok.”diyemedim…

Haklı ya çocuk kaça sattım lan ben hayatımı? Kendi kendime içimde patlayan donsuz  bir anarşizm, dedim kendi kendime.

Yine kendi  içimde patlarcasına…

-Abi , İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’ya atılan iki atam bombası…

Gözlerimi daha da çok açıp baktım ne alaka dercesine…

“-İşte. Siz insanların bastırılmış ego’ları, kaybedeceği zaman öne sürdükleri kimlikleridir. O’nun gibisiniz siz büyükler o’nun kadar. Attın iki tane, sonra ne oldu bütün dünyada yasakladın? Ayıp değil mi ?

“Ohaaa çocuğum ! da ”diyemedim tabi de ,

“-Bunları nereden öğrendin?” dedim sadece.

“ -Abi benim saatim bile yok. Ama kütüphanedeki dayı beni çok seviyor. Okuyor o her şeyi ve her gittiğimde ne sorarsam anlatıyor sağolsun.Benim amcam Kore Gazisi. Onu sormuştum oradan oraya, oraya derken herşeyi anlattı.

“-Eee sen neden dinledin?”

“-Abi adam emek vermiş okumuş. Gidip arkadaşlarımla kavga mı edeyim. Gidiyorum dayı anlatıyor. Hem dayı kütüphanedeki çaycıyı da tanıyor herhalde. Hemen çay getiriyor çaycı dayı. Ama sonra benim ne içtiğimi de öğrendi yeşil kivili oraleti getiriyor. Çok çok şey dinledim ben.

Kütüphaneci dayı,

“-Sadece dinlemek ve sonra susmak bencilliktir. Evde, okulda, yolda gördüğün,tanıdığın insanlara da anlat onlar da bilsin.

“Bilgi kitaba yazılır ve kapağıyla gömülür çocuk. Ölmesin… Ölümsüz olsun kapaksız olsun senin kitabın.”   

dedi, bende anlatıyorum işte.

 (…..)

        Uzun süre  susmuş olduğumu çocuğun haykıran sesiyle fark ettim.

“-Abiiiiii…Bu dolmuş niye geç kaldı yaaaaa. Bak bu bir soru cevap ver bakalım?”

“-Bilmem gelir herhalde birazdan.”

“-Abi gelmez. Çünkü aralarında 6 dk farkla geliyor bunlar. Eee ben sana baya şey anlattım iki kitap oldu. Bak geç kalmış olacak gelecek olan. Yolda yolcu biriksin hepsini alayım diyecek. Arkasındaki adama da 2-3 dk takacak. Arkadaki avcunu mu yalayacak? Ama işte bunların, dakikayla girdiği durağa yetişmek içinde bizi falan alınca son hız basıp yetişmeye çalışacak. İnsanlar çok çakal abi. Şoförler de öyle.”

“-Bunu kim anlattı dedim? Kütüphaneci abi mi ? Pardon dayı.”

“-Yok yok bunu şoför anlattı. Onun yanına oturmuştum bir gün. Tın tın giderken abi gaz pedalında sıkıntı mı? var diye sormuştum. O da sormuştu senin gibi “-sana bunu kim söyledi?” diye. Abim araba yıkamacısında araba yıkıyor onun patronu anlattı demiştim. Neyse ya çok uzun oralar. İşte o esnada şoför anlatmıştı.

“-Ekmek parası işte yeğenim” demişti.

“- Bende peki arkadan gelen adam taş mı kemirecek abi?” dedim.

“-Oda diğerine Takar” dedi gülerek.

-Yahu zaten size kural altı dakika taktırmış. Birbirinize neden takıyorsunuz. Yani senin önündeki de sana taktı. Aynı hesap.” demiştim.

Dayı sonra tüm yol boyunca konuşmamıştı benimle.

“-Yani işte öyle, bunlar hep geç gelir. Sonra basarlar gaza Allah ne verdiyse ve “-petrol bizde pahalı yetişmiyor!” derler. Abi arabayı yüksek devirde kullanırsan yakar. Hızlı kalkış ve hızlı hızlı gitmek için, devir yüksek olması lazım. Eeee ekmeğin yarısını petrole verdin. Neyse işte bu şoförler böyle. Sohbetim sardıysa yanıma otur abi anlatmaya devam edeyim” dedi.

Tabi ben Şok…

Ulan sen atom bombası, İkinci Dünya Savaşı, sonra savaş suçu, dünyada adaletsizlik ve bunu yaratanların adalet dağıtmaya çalışmasını söyle, sonra şoförlerin çakallığını öğren sonra adama da laf söyle.

“-Çocuğum senin yaşın daha 8 değil mi?” dedim.

“-Evet abi ama kimliğim evde. Annem vermiyor “kaybedersin” diyor. Olsa gösterirdim yani.” Dedi

Büyümüştü küçülmüş maşallah ya:)

“-Anlat ya sen dinleyelim.” dedim. Tam sövdüğüm bir günde sen Kardelen gibi çıktın .

“-Eee sonra çocuk ne olacaksın. Bırak onu bunu.”

“-İronman yapacağım abi.”dedi

                                           hiç düşünmeden.

“-Sen düşünmüyor musun?”

“-Herkes aynı soruları çevirip çevirip sorduğu için. Düşünmeden hazırda olan yerlerden alıp söylüyorum.” diye cevapladı yine gözlerinin içi gülerek.

Sen bana laf mı soktun? dedim içimden ve devam ettim, bu çocuğun dili çok uzun hayır yani güzel konuşuyor da boşluk bulduğu anda gol.

“-Sen futbolcu ol ya dedim. Pas vermezler ama sen topu kaleciden alır gole gidersin.”

“-Yok abi oynayamıyorum onu. İyi oynayanlar oynasın. Hakkını vermek lazım her ne iş yapıyorsan. Veremiyorsan da hakkını, yapmayacaksın. Bak bana hakkını veremediğim şeyler hakkında konuşmam bile sende anlamazsın bunu. Strateji bu abi.”

“-Seninle arkadaş olalım mı küçük çocuk?”

“-Abi işsizler kervanıma, sende hoş geldin. Çok büyük arkadaşlarım var benim. Ama anlaşma yapmamız lazım önce. Hep ben anlatmayacağım. Bir ben, iki sen ya da iki ben, bir sen. Ama karşılıklı olacak bu alışveriş gibi işte.”

“-Neden?” dedim hemen.

Bana böyle soru gelmemişti ama ben düşünmeyi sevmiyordum genel bir soru sordum işte.

“-Abi karşılıklı olursa arkadaşlık olur, bir taraf anlatırken diğer tarafı kar ediyorsa bu tek taraflı çıkar ilişkisi olur. Tek taraflı bu işe gelmem.”

“-Peki sen ne dinlemek istersin benden?” diye düşünüp sordum bu defa.

“-Abi bu öyle birşey değil ki. Anlatırken ben sende birşey gelince aklına anlatacaksın. Baktım hiç olmadı sanat anlat tarih anlat. Anlat yani sen. Ben dinlerim. Ama yanlış bilgi vermezsen sevinirim. Yanlış bilgi veren arkadaşlarımla arkadaşlığımı kesiyorum. Çünkü ben kütüphaneci dayının dediği gibi paylaşıyorum. Sonra birisi çıkıp, bu yanlış doğrusu şöyle derse, hemen gidip dayıya soruyorum ve oturup araştırıyoruz birlikte. Eğer dinleyen yanlış biliyorsa, dinleyeni düzeltiyorum. Yok bilgiyi bana veren arkadaşımsa ona gidip doğrusunu anlatıp, arkadaşlığımızı gözden geçirdiğimi söylüyorum. Çünkü ben bilgi kirliliğini böyle yeniyorum abi. Arkadaşlarım da böyle huyumu bildikleri için, duyduklarını yada öğrendiklerini birden çok yerde teyit ettirip geliyorlar. Şimdi anladın mı neden ve nasıl bu kadar çok şey biliyorum ?”

“-Ohaaa !!!!” dedim… İçimden tabi.

Ulan çocuk hayatın, bilginin truvası olmuş. Dost bir virüs gibi giriyor herkesin hayatına. Sonra onda ne var,ne yok kopyalıyor. Ona da yeni şeyler katıyor. Sonra, ya devam ya da alacağı bütün bilgileri alıp iletişimini kesiyor. Hayır bir de herkesi kabul etmiyor seçici. Tam bir velet.

“-Tamam dedim anlaşmaya kabulüm. Bende mühendisim sen sorduğun şeyleri mühendis olarak cevaplandırırım ya da sana bilgi veririm .”

“-Mantıklı güzelmiş. Takım elbiseli mühendis abi.”

Çocuk dünyaları öğrenmiş ya.

“-Yarın inşallah bir daha görürüm seni.” dedi inmeden önce.

Elini uzattı :

“-Ben Musa, memnun oldum. Şimdi kendine iyi bak. Yarın aynı saatte aynı yerde” dedi gülerek ve indi. Yine zıp zıp okul yolunda ilerledi.

Vay beeee. Ne anne, ne babalar var çocuklarını kütüphanelerde yetiştiriyor. Milletin örnek alması gerek dedim kendi kendime. Bu defa el bombaları patlıyordu içimde, çocuk iki tane atom bombası attı zaten ! Onlardan sonra bunlar vız gelir bana. Özgüveni baya yüksek ve yaşına göre bir abi bu çocuk.

Saygısız değil ama sadece çok net birisi. Lafını esirgemiyor bu çocuk çok çeker bu dilinden dedim ve benim durağım geldi.

Bende indim

Ohhhhh ferah ferah yürüyorum, sağ’a sol’a da çarpa çarpa.

Ulan bu siktoportirik iş merkezi neden bu kadar dik ve kocaman ? Hayır yani mesajı ne, anlamı ne?  Otoparklar aşağıda oluyor, iş merkezleri yukarıda . Görüntü kirliliklerini aşağıya yapın işte, kazın bunları içine sokun. Ama pardon siz kafayı yukarıda keser, aşağı gömerdiniz dimi ! Aklınızı sikeyim diyeceğim de, yapamam çünkü yok. Oda başka bir dünya hani ve ona şimdi hiç girmeyeceğim .

Ama şehir planlaması diye bir’şey yok sizde, olmayacakta. Mimar ve mühendislik mezunları varken inşaatları cahil mütahhitler yaparsa. Neyse helak olun.En azından benim odam cam kenarında. Hayır yani otobüste olsam neyse. Cam kenarı oda ne lan, şaka gibi…

Neyse işte bunalınca arada bakıyorum gözün alabildiğine. Uzaklara bakmak rahatlatıyor. Baktığım yerde bir bok olmaması rahatlatıyor belkide. Neyse ne işte. Akşam olsa da şu pırezentabıl,  diye diye konuştukları mışmışçasına silikon teyzelerden kurtulsam.

Hayır öküz gibi yiyorlar sonra 20.000 lira daha üstüne verip mideyi küçültüyorlar ve para kazanıyorum ama  yemiyorum ki diye de ağlıyor. Ulan sıçmayı unuttuğunuzu hatırlattığım günlerim var benim.

Neyse, iyi bok yiyin işte.

Orası dolgulu, şurası kalkık, burası gerdirilmiş. Ulan sanki denizi dolduruyor da üzerine inşaat yapıyoruz.

“-Tabi fore kazık yok ! “  dedim birine.

“-Benimki implant ya canım.”dedi ya. Cahilliğime sövdüm o an. Yani temasın şiddeti artınca, toprak kayması olurken komple bina yıkılmadan önce, çıkıyormuş implat yerinden. Allah beni kahretsin ya. Nasıl bir dünya lan burası.

“-Bunu kaça yaptırdın?” dedim de aldığım cevap yüz yılın cevabıydı.

“-Teki 10 çifti 20.” dedi

“-Lan imansız. Biri boyalı, diğeri kazalı mı diyeceksin de, adama tekinin ve çiftinin fiyatını vermiş adam sana ?“demedim, diyemedim. Yine bir cahilliğim ortaya çıkar diye korktum dostlar.

Hayır biri burun yaptırmış mübarek yüzünde maskeyle geziyor. Boş bulundum şey dedim yanımdan geçerken.

“-Şey… şey aslında şuan baya giderin var ve kese kağıdı masrafından yırtmışlar.”

Abi ne yapabilirim ki. Orası kalkık,  burası dolu, şurası beyaz… Ulaaaan alın beni buradan yeter .

Bak en çok güldüğüm de

“-20.000 verdim bu burna ben” diyendi.

“-Yahu sen 20.000 versen seni yine beğenirlerdi, hemde sabahlara kadar beğenirlerdi yani”

“-Sappııııık !” dedi. “

ben ne dedim ki ya dostlar ?

Hayır yani böyle bir ortamda ben nasıl verimli çalışabilirim ki. Bu 20.000 sadece burunlarına veren arkadaşlara:

“-Bunun yüzde birine kitap alıp okusan, ne kadar anlamsız olduğunu anlarsın, öyle ekleme çıkarmaların.”

Hayır yani felsefe yapıyorum kadın erkek ayırt etmeksizin diyorum ki:

“-Bak kanka olay çok başka. Varlığımızı ebedi kılacak olan fiziğimiz değil Zihni’miz falan.”

Cevaplar o kadar boş ki. Hayır yani sabah ki çocukla konuştuklarımı söylesem, fantastik film çekiyorum zannederler ya ben ona acıyorum.

Aksiyonu bol, yeşil perdenin bilmem kaç tonu efektler işte.

Neyse işte böyle bir ortamda aslında bu cam kenarı koltuğum anlam kazanıyor, bakıyorum uzaklara. Dağılıyor  işte kafam, toplamam gereken iş saatinde bunların olması da pek mantıksız.

Şaka maka içtiğim ilaçlar ve kahveyle burada duruyorum ben. Beni deli etti bu doktorlar.

 Ama pozitiflerime karışmalarına izin vermedim !

Zombi gibi odaklanmış çizimler yapan bir ruh hastası oldum çıktım. Gerçetken de olaylar karışık bende, birazdan fazlaca…

Tüm gün oturup bir makinayı baştan sona bitiriyorum. Hangi parça nasıl çalışacak, hangi açıyla, hangi kuvvetle ve testlere bile göndermiyorum artık metalleri. İçim dışım metal, çizim ve tasarım oldu. Bende vatana millete yararlıyım ama değil mi? Bu kadar deli içinde kendimi sıkışmış bulduğum bu yerde hayatımı devam ettiriyorum…

Hayır çok düşündüm bir ihtimal var diye diye ama tek ihtimal benim bütün ihtimallerin arasında imkansız olanı seçmemdi benim için için !

Ulan nerden geldim ben buraya? Bu kitabı okuyan beyaz yakalı okuyucularım, eğer bir gün bile denerlerse benim anarşit duruşumu fark edecekler ki, bir defa bile olsa aykırı olmak güzeldir ! Maskeler takmaktan iyidir en azından bir maskeyi çöpe atmak. “-Zamanla.Zamanla çıkacaksın bu basamakları ve daha ileriyi göreceksin…” diyordu bir hocam da.

Hayır yani maske üstüne maske takan arkadaşlarım da var ama onların kafası daha başka.

İkizlere özgürlük diyen bir nöron arkadaşı bulursam bir gün, kesinlikle onu da konuk edeceğim bu hikayeme. Ama bu işte benim anlamsız ama düşünen, sıkışmış ama anarşist duruşumdan mükabil hikayem  !

“-Çok günlük kelimeler kullanmış yaaaah yazar.” diye ağzını yayarak konuşacaklar ve kitabı hiç anlamayacaklar ya.O daha çok  koyuyor işte bana…

Anlayanlar SOS versin… Yalnızlığımızı paylaşalım.

“Aklı yok, fikri var.” diyor ya bir büyük arkadaş. İşte bunlar o bile değil, çünkü fikri bile yok çoğunun.

Fikir’cik.

Yani krediyle alıyorlar o fikir’cik’ ide. İsterseniz  sizde  alabilirsiniz. Çocuk sıfırlayamazken, babası 6’lı sıfır birden atar da , siz anlamazsınız işte.

Krediiiiiiyle fikir’cikler alın kendinize…

Neyse kendi paydosumu veriyorum saat 4:30. Gelip karışacak bir Allah’ın kulu var mı? Yok. O zaman eyvallah biraz da gecenin tadına bakalım biraz. Sonra asosyal de dersiniz siz. Ulan okuyucularım neler düşünecek, bunların birazcık farkında olmak ya da farkında olduğunu sanmanın masumiyeti çok güzel ya …

(Agnostik Adam)

2 comments
  1. Ah ah insanlar biraz felsefik düşünse bütün sorunlar çözülecek ama nerde güzel yazı idi teşekkürler paylaşım için

    1. Çok teşekkür ederim. Ben bu kanalda yazarlığa yeni başladım. Eğer hikayelerim hoşunuza giderse arkadaşlarınızla paylaşmanızı rica edebilir miyim? Çünkü yazarların aldıkları etkileşime göre değerlendirme yapılıyor ve yeni yazılar yazmamıza izin veriliyor. Şimdiden destekleriniz için teşekkürler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir